Süper Baba Oyuncuları Özel Ropörtajlar

<a href="http://www.ihh.org.tr/" target="_blank" title="İnsan Hak ve Hürriyetleri İnsani Yardım Vakfı"><img src="http://www.ihh.org.tr/images/banner/234x60-4.gif" border="0"></a>

 

 

 

 

Sıcacık bir gülümseme.Yüzünde sürekli bi yaramazlık yapmış çocuk ifadesi.İçinden her an başka bir sürpriz çıkacak bir renkli kutu.Saçlarından akan neşe.Gene de ince bir hüzün gözlerinde.Sadece "yakın"laştıkça görebildiğin ince bir hüzün.Ona "yakın" olabilmenin heyecanı.Her şeye rağmen hayata karşı ayakta duran bir deli kız;Ama belli ki yersiz yurtsuz,hiçbir şeye ait olmayan.Sahip olmayan;ama arayan,sonuna dek arayan.Bir kız…Adı "Deniz" olan deniz ferahlığında, deniz coşkusunda, deniz alacasında bir kız.Birden.Sizi geri çağırır.Ne oluyor anlamazsınız;Ama gittiğiniz uzaklardan.O çok yalnız olduğunuz yerlerden dönersiniz."Fiko" nun dönüşü gibi.Çok sevmeler ne zaman başlar, hatta biter mi bilinmez.Sadece yaşanır.Ve yaşanmışlıklar kalır.Her insan bir diğeri için farklı anlamlar taşır.Ama Deniz.Ne "abla" ne de "hanım" yanına hiçbir ek kabul etmeyen Deniz.O zamanların mucizesiydi.Bahar ferahlığı.Yağmur coşkusu.Toprak kokusu idi.Ansızın gelişi.Ansızın gidişi.Onun gerçek olamayacak kadar güzel bir rüya olduğuna inandırmıştı bizi.Bizler küçüktük.Ama büyüyünce içinde "Deniz" gibi mucize barındıran aşklar arayacaktık.Başka yolu yoktu,yaşamanın.Buluncaya kadar,aramak."Nerdesin Deniz" diye dolanmak.Hikaye buydu. Süper Baba dokunduğu her şeyi, değiştiren,yenileyen bir hikayeydi.Değişmek, yenilenmek içinse hikayeyi içten hissetmek yeterliydi.Tıpkı bizim gibi.Tıpkı Şevval gibi.

Editör: Deniz öyle bir karakterdi ki,dizide en umutsuz en zor zamanımızda gelip,hem bizler hem de Fiko için bir mucize olmuştu.Bizler için gökten inen bir mucizeydiniz,peki siz bu role ve Süper Baba'ya nasıl başladınız? Bunun hikayesini bizlerle paylaşır mısınız?

Şevval Sam: Aslında her zaman olduğu gibi,yine TV seyretmiyordum.Bir gün beni –sonradan da hayattaki en yakın arkadaşlarımdan biri olacak olan Kezban Altuğ-bir hanım aradı ve bu proje için görüşmek istediğini söyledi.Diziyi seyretmiyordum ama haberim vardı.Eski eşim Metin’le oynadığımız bir reklam filminde beni gören Yavuz Turgul,o sırada diziye aranan yeni karakter için beni de düşünmüş.20-30 kadar oyuncuya Kare Ajans’ta deneme filmi çekildi,beni seçtiklerini söylediler.Ben durumun farkında değildim.Bir anda bir patlama oldu,kim bu kız,nerden buldunuz diye.Röportaj teklifleri yağmaya başladı.Ben korktum,çünkü böyle bir şey beklemiyordum.Kapak yapmak istediklerinde kabul etmiyordum.Ben işin biraz da eğlencesindeydim açıkçası.Yapmaktan son derece keyif aldığımı ve başta da Şevket Abi olmak üzere şahane insanlarla birlikte olduğumu düşünüyordum.

Editör: Süper Baba bizler için,bir diziden çok her şeyin daha güzel olduğu
zamanlara ait içinde olduğumuz çok sıcak bir hikaye,peki sizin için neler ifade ediyor Süper Baba?

Şevval Sam:Benim için de aynı tabii.Her şey o zamanlar daha güzeldi ve belki de Süper Baba bir çok şeyin de özetiydi. Şimdi ne öyle aşklar ve hikayeler kaldı,ne öyle insan ilişkileri ne de öyle büyük başarılar.Ve o kadar, "hikaye kalmadı" ki, insanlar neyi nasıl anlatacaklarını şaşırdılar.Yapımcılar izleyiciyi kirletti,izleyici kirlendikçe kirli işler talep eder oldu;ve bu kısır döngü yüzünden biz ve bizim gibiler geçmişteki güzelliklere daha fazla tutunur olduk.

Editör:İçten gülüşüyle ve güzelliğiyle Fikret gibi hepimizi çarpmıştı aslında Deniz. Dizide İpek'in gidişiyle fırtına gibi esen havaya baharı getirip yüreğimize su serpmişti adeta. Deniz karakterinin izleyiciyi bu kadar derinden etkilemesini siz neye bağlıyorsunuz?

Şevval Sam: Fikret’le bütünleşen izleyici, önceki süreçte ,onunla birlikte, terk edilmenin acısını hissetti ve benim gelişimle büyük bir umuda kapıldı. Galiba "ilaç niyetine"(Gülüyor) onlar da bana aşık oldu. Yeni aşk ve heyecan her zaman insanı kendine getirir.Ama tabii ki en çok da senaryo sayesinde.O senaryoyu kim oynasa kim çekse olur diyordu Yavuz Turgul.

Editör:İlk oyunculuk kariyeriniz Süper Baba ile başladı. Peki bu dizide oyunculuk anlamında kazandığınız neler oldu?

Şevval Sam: Açıkçası o zamanlar, oyuncu olmak gibi bir niyetim yoktu ve olanların farkında değildim.Zaten uzun süre de kendime "oyuncu" demedim. -Hoş, hala demiyorum ya- Ancak her zaman ortamları izlemeyi,gözlemlemeyi,analiz etmeyi sevmişimdir.Ne zaman ki kendime "evet, demek ki benim artık mesleğim bu,ve ben bu işi yapmayı çok seviyorum dedim; o zamandan sonra bu işe de daha farklı bir yerden bakmaya başladım.Psikolojiye olan ilgimden dolayı oyunculuğa da, bildiklerimi geliştirmek, üzerine düşünmek ve analiz etmek üzerinden baktım.Bu anlamda oyunculuk, bunları tecrübe etme imkanı da verdi.Oyunculuk adı altında, aslında hayata dair kazandıklarım oldu diyebilirim.

Editör: Süper Baba dışında rol aldığınız bütün dizilerde karakterleri kendi sesinizle canlandırdınız.Peki Süper Baba’da Deniz karakteri için farklı bir seslendirme kullanılmasının nedeni neydi?

Şevval Sam: Dediğim gibi, oyunculuk aklımda yoktu ve gerektirdiklerini de çok bilmiyordum. Tabii ki yapamadım dublajımı.Nne ve nasıl olduğunu da bilmiyordum.Diksiyon bozukluğu da vardı ve çok hızlı konuşuyordum.Başkasının sesini çok yadırgadım önce. Süper Baba bittikten sonra kafaya koydum, önce diksiyon kursuna gittim, sonra kendi kendime denemeler yaptım biraz, ardından Feride’de kendi dublajımı kendim yaparak bu durumu ortadan kaldırdım –neyse ki-.Şimdi bazen arkası dönük biri benim sesimi duyduğunda -Türk filmleri gibi- "Bu ses! Bu ses!" diye dönüyor.(Gülüyor)


Editör: Dizinin Deniz'i olarak Fiko'ya yaşadıklarınızı anlatırken bir yandan da Deniz'in eski fotoğraflarını gösteriyordunuz. Bu anlattıklarınız, kısmen sizin gerçek hayatınızda yaşadığınız olaylardı. Ve gösterdiğiniz fotoğraflar kendi çocukluk dönemi fotoğraflarınızdı. Deniz ve Şevval Sam arasındaki benzerlikler belli ki bu kadarla sınırlı kalmıyordu. Siz Deniz'le kendinizi ne kadar özdeşleştiriyorsunuz? Deniz'de, kendinizi oynadığınızı söyleyebilir miyiz?

Şevval Sam: Tabii projenin yaratıcıları son derece profesyonel insanlardı. Zannedersem, ilk oyunculuk deneyimimde benden zorlanacağım bir karakter canlandırmamı–bilhassa- beklemediler ve bana en kolayını verdiler: Kendimi.O dönem için doğrusu da buydu. Bire bir aynı olmasa da Deniz, benden çok fazla iz taşıyordu.

Editör: İzleyicilerin tam da Deniz'e alıştığı dönemlerde beklenmedik bir anda diziden ayrılmak zorunda kaldınız.Bizler için olay daha da gizemli hale gelmişti gerçi,beklenmedik bir anda gelip,beklenmedik bi anda gitmeniz,tamam Deniz bir mucizeydi, düşüncemizi doğrulamıştı. Peki sizin için Süper Baba'ya veda etmek zor olmuş muydu?

Şevval Sam: Aslında hayırlı bir iş için veda etmek zorunda kalmıştım. Süper baba’yı bıraktığımda 4 aylık hamileydim. Şevket Abi önce bilmiyordu,-belki de üzülüyordu bilmiyorum, ama benim babam yerindedir aynı zamanda-, hamile olduğumu ona ilk söylediğimde ağlamaya başladı. Tabi ben de.

Editör: Bizler dizi yayınlandığı sıralarda “büyüyecek” “adam” olacak çocuklardık.O dizi bizlere geleceğimize dair anlatılan bir masaldı sanki.Deniz öyle bir karakterdi ki çoğumuza ben de ileride böyle birini bulmalıyım,ya da böyle biri beni bulmalı dedirten bir karakterdi.Peki ya sizin için durum nedir?

Şevval Sam: Benim için o büyülü ortamın etkisi uzun yıllar devam etti tabii ki.Asla unutamadığım, bir Süper Baba bir de Gülbeyaz vardır ki,ikisi de tam anlamıyla, bir oyuncunun olmak isteyebileceği dört çarpı dörtlük –iş demiyorum- hayal dünyasıdır. Gerçekle kurguyu bazen karıştırırsınız. Oradaki aşklar bazen gerçek olur, dostluklar paylaşılır; o dönemleri unutulmaz kılan da budur.

Editör: Diziyle ilgili yaşadığınız ve unutamadığınız bir anınızı bizlerle paylaşır mısınız?
Şevval Sam: Bir gün bir sahnede,-müzik altı- Alim’i arıyoruz, Fiko’nun minibüsü ile. Ben de normalde Şevket Abi’ye, "Şevket Abi" diyorum. Ağzım o kadar alışmış ki, minibüste "Fikret ! Bak! Şuradan geçen çocuk Alim’e benziyor" diyeceğim. Fikret Abi ! Fikret Abi ! diye farkında olmadan bağırmaya başladım. Şevket Abi’nin sinirleri bozuldu, gülmeye başladı. "kızım! abi değil Fikret. Abi olan Şevket" dedi. Gözümüzden yaş geldi o anda gülmekten.
Editör:Çok “Sek” bir albüm çıkarttınız.İnsanı alıp götüren ve geri getirmeyen sertlikte ve bi o kadar da ferahlıkta bir albüm.Bundan sonrasında bu “Sek” Kadehlerin devamı gelecek mi?

Şevval Sam: Benim komik bir durumum var aslında. Durdum durdum birden açıldım. Sek’ten sonra İstanbul’s Secrets adlı dünya müziği albümü çıktı biliyorsunuz.Aslında bu albüm, yurt dışı için tasarlanmış bir albüm; ancak burada da yayınlandı.Henüz onunla ilgili çalışmalar devam ediyor. Ardından benden bir Karadeniz klasik türküleri albümü bekliyorlar-Sek tavrında yine- ama benim en büyük aşkım Klasik Türk Müziği olduğu için ben repertuar çalışmalarıma başladım bile.(Gülüyor)Yani her an her şey olabilir. Bir sürü insan "Sek"le bile daha yeni tanıştı. Dinleyiciye de çok yüklenmemek gerek; bu sefer de bıkmasınlar benden.(Gülüyor)

Editör: “Sek” annenize ithaf ettiğiniz bir albüm,anneniz Leman Sam hepimiz için çok özel biri.Onun yorumunda şarkılar dinlemek,o şarkılarla büyümek sizi nasıl etkiledi?

Şevval Sam: Bu şarkılarla büyümekle kalmadım, onunla sabahlara kadar paylaşma şansına da eriştim. Albümde kimseye teşekkür yazmadım, belki birini unuturum diye. Ancak, "Sek", aynı zamanda bir duruş, bir tavır. Bu duruşun, bu binanın temelini de annem attı. Seçtiğim insanlar, kriterlerim, hayatı algılayışım ve yaptıklarımda onun çok payı var.Dolayısıyla ona teşekkür ederken, hayatımdaki her şeye de teşekkür etmiş oldum.

Editör: Sitemizde yapılan bir anket sonucuna göre izleyicilerin büyük bir çoğunluğu Fiko’nun Deniz ile muradına ermesini istiyordu.Sizce Deniz’in diziden ayrılması söz konusu olmasaydı Deniz ile Fiko aşkının akıbeti ne olurdu?

Şevval Sam: Romeo ve julliet için, "evlenirlerse" diye nasıl hayal edildiyse öyle de olabilirdi, çok komik hikayeler de gelişebilirdi, ya da Binbir Gece Masalları gibi gökten 3 elma düşebilirdi.

Editör: Belki sizin için zor bir soru olacak ama…Dizinin baş kahramanlarından Fiko sizce kiminle muradına ermeliydi?

Şevval Sam: Bilmiyorum yahu, ben Bennu’yu da çok seviyordum, Jülide’yi de. Objektif olamıyorum.(Gülüyor)

Editör: Son olarak size çok teşekkürlerimizi sunuyor Süper Baba’nın sona ermesinin üzerinden 10 yıl gibi çok uzun bir zaman geçmesine rağmen halen O’nun anısını yaşatmak amacıyla 6 senedir faaliyette olan sitemizin ziyaretçilerine diziyle ilgili olan mesajınızı almak istiyoruz.

Şevval Sam: Sadece Türkiye’de değil aslında, dünyada da bütün hikayeler neredeyse tükendi.Artık fark yaratmadığınız müddetçe, iyi bir şeyler yapmak çok zor.Ama siz iyi olanı tüketmeyi tercih ettiğiniz müddetçe kötü malzemeyi size sunmaya çalışmaktan vazgeçeceklerdir..Çok teşekkür ediyorum. bu güzel birlikteliğin bir parçası olduğum için çok gurur duyduğumu ve çok memnun olduğumu da belirtmek istiyorum.Çok sevgiler.

Hırçın,deli dolu tavırlarıyla Fiko'nun son aşkı Elif olarak karşımıza çıktı.İpek ve Deniz'den sonra O'na alışmak belki çok zor olacaktı ama ne yapıp edip sıra dışı kişiliğiyle kendisini çok kısa bir süre içinde izleyiciye sevdirmeyi başardı.Şimdilerde ise her cuma Maki adlı dizisiyle sevenleriyle buluşuyor.

Editör: Dizinin son 20 bölümünde Fiko'nun sonuncu aşkı Elif'i canlandırdınız.Bu rol size nasıl teklif edildi?

Bennu Yıldırımlar:Diziye Elif karakterinin katılmasından iki ay önce , dört kişiden biri konumundaydım.Sonunda bende karar kılınmış

Editör: 4 yıllık bir efsanenin son sahnesinde rol almak sizin için nasıl bir duygu?

Bennu Yıldırımlar: Diziye emeği geçen bütün insanlarla aynı gururu paylaşmak.

Editör:Dizinin yayında olduğu dönemlerde sokaktaki insanların Elif için size tepkisi nasıldı?

Bennu Yıldırımlar: Doğrusu bu kadar kolay benimseyebileceklerini hiç düşünmemiştim.Şaşırmıştım.

Editör:Bazı ziyaretçilerimiz dizinin yeni bölümlerinin çekilmesini istemekte.Sizce böyle bir düşünce doğru mu?

Bennu Yıldırımlar:Eğer dizi altı ay önce bitmiş olsaydı belki.

Editör: Birçok tv yapımında görev aldınız.Bunların arasında Süper Baba'nın yeri nedir?

Bennu Yıldırımlar:Çok özel! Televizyon dünyasında tanınmamdaki rolü yadsınamaz.

Editör:Dizinin son bölümlerinde karşımıza çıkan Elif karakterini bazı izleyiciler sevdi bazsısıysa Elif'in uçuk kaçık biri olmasından dolayı ona soğuk kaldı.Sizce Elif'i benimseyenlerle benimsemeyenler arasında nasıl bir fark var?

Bennu Yıldırımlar: İnsanlar kendilerine benzeyen karakterleri izlemekten daha çok hoşlanırlar.

Editör: Süper Baba 93-97 yılları arasında yayınlandı.Belki de türünün ilk örneğiydi.Sona ermesinin üzerinden tam 8 yıl geçti.Ama halen unutulmadı.Birçok insan halen o'nu yeniden arıyor.Sizce bu nasıl bi durum? Neden başka dizi ya da diziler değil de Süper Baba böylesine bir tutku haline geldi?

Bennu Yıldırımlar: Diziyi yaratanların Ertem Eğilmez okulundan mezun olmuş olmaları önemlidir.Toplumun beğenilerini bilirler .Yani doğru formül

Editör: Birçok kişi sizi ilk olarak Süper Baba'nın hırçın kızı Elif olarak tanıdı.Şu anki konumunuzu düşündüğünüzde bu dizinin size katkılarını görebiliyor musunuz?

Bennu Yıldırımlar:Başta yönetmen Orhan Oğuz ve işini bilen bir ekiple çalışmak. tabii televizyonda gerçek anlamda adımın ilk defa duyulması.

Editör: Belki de sizin için en zor sorularda biri olacak ama...Kendinizi dizide Elif'i canlandıran kişi değil de sadece dizinin bir izleyicisi olarak düşündüğünüzde Sizce Fiko kiminle muradına ermeliydi?

Bennu Yıldırımlar:Dizinin sonunda Fiko ve Elif evlenmediler ki ! Fiko'nun can dostunun düğününe gittiler.Devam etseydi, belki Fiko başka biriyle daha tanışır, ikilem içinde kalır, ona göre son kararını verirdi.

Editör:Dizide Fiko'yu hapisten kurtaran avukat olarak tanıdığımız Bülent Emin Yarar'la evli olduğunuzu biliyoruz.Eeşinizle aynı dizide rol almak tesadüf müydü? Ve bu nasıl bir duygu?

Bennu Yıldırımlar: O dönem iki yıllık evliydik.Eşim benden önce girmişti diziye.Hoştu gerçekten.Tabii tesadüftü.

Editör:Her perşembe Maki adlı yeni diziniz ile show Tv ekranlarında sevenlerinizle buluşuyosunuz.Biraz da bu diziniz hakkında bize bilgi verir misiniz?

Bennu Yıldırımlar: Maki , Girit kökenli bir ailenin işlettiği restoranın ismi.Oynadığım rol Iraz, bu ailenin büyük kızı.Sorumluluk sahibi, içine dönük, hasta kardeşi yüzünden kendini geri plana itmiş, fedakar bir kız. İzlemeye devam edin.Ayrıca bu sene iki yıldır oynamakta olduğumuz Yaprak Dökümü'ne devam ediyoruz Şehir Tiyatrosu'nda.

Editör:Rol aldığnız tv yapımlarıda şu ana kadar canlandırdığınız karakterler arasında en çok benimseyerek oynadığınız hangisi?

Bennu Yıldırımlar:Süper Baba dışında , 2002 sezonunda TRT'de 13 bölüm olarak yayınlanmış olan Şapkadan Babam Çıktı dizisindeki Emel rolü.

Editör:Hayatta asla vazgeçemeyeceğiniz neler var?

Bennu Yıldırımlar:Tüm ailem !, sağlığım , mesleğim tabii

Editör:Sizce iyi bir yapımda olması gereken özellikler nelerdir?

Bennu Yıldırımlar:iyi senaryo, yönetmen. kameraman, oyuncular ! Hepsi iyi olmalı.

Editör:Son dönemlerde beğeniyle takip ettiğiniz yapımlar var mı?

Bennu Yıldırımlar: Malesef denk gelemiyorum. Olduğu zaman CNBC-e 'deki tüm diziler.

Editör:Son olarak Süper Baba'nın süper izleyicilerine dizi ile ilgili mesajınızı alabilir miyiz?

Bennu Yıldırımlar:Bu kadar ısrarlı bir site İkinci Bahar 'ın tekrar yayınından sonra , Süper Baba'yı da tekrar yayınlatır diyorum. Tekrar herkese sevgiler

Editör: Süper Baba'da İpek rolüyle herkesin beğenisini kazandınız.Bu rol size nasıl teklif edildi? Kabul etmekte zorlandınız mı?

Jülide Kuıral: Profesyonel bir oyuncu olarak görüşmeye davet edildim.Dizinin ilk yönetmeni olan Kartal Tibet ve Şevket Altuğ ile görüştüm, rolü ve ekibi sevdiğim için kabul etmekte zorlanmadım.

Editör: Süper Baba'dan sonra sizi bir daha televizyon ekranlarında göremedik.Bunun nedenini öğrenebilir miyiz?

Jülide Kural: Uzunca bir zaman yurt dışında olmam nedeniyle.

Editör:Süper Baba kalitesinde bir dizi teklifi gelse televizyon ekranlarına yeniden dönmeyi düşünür müsünüz?

Jülide Kural: Şu anda Kanal D ‘ de yayınlanacak olan “Bütün Çocuklarım” adlı diziyle başlamak üzereyim.

Editör: "Frida Yasaşın Hayat" adlı oyununuzla her hafta sevenleriniz ile buluşuyorsunuz.Bize bu oyununuzdan biraz bahseder misiniz?İzleyicinin ilgisi nasıl?

Jülide Kural: 20.y.y.’ın en büyük ressam kadınlarından Meksikalı ressam Frida Kahlo’nun acı dolu ama bir o kadar mücadeleyle , tutkuyla ve aşkla geçen yaşamından epizodik bir oyunla ilişkilenen oyunu tartışan bir seyirci kitlesi yarattığını düşünüyorum.

Editör: Süper Baba'da mücadeleci,hiçbir zaman yılmayan bir karakteri canlandırdınız.Gerçek yasamınızda da bu özelliklere sahip olduğunuz söylenebilir mi?

Jülide Kural: Kendi adıma “evet” diyebilirim.

Editör: Dizinin yayınlandığı dönemlerde izleyicinin size tepkisi nasıldı?

Jülide Kural: Benim gerçekten “İpek” olduğumu zannediyorlardı, günlük hayatta.

Editör: İpek karakterini canlandırdığınız dönemleri özlediğiniz zamanlar oluyor mu?

Jülide Kural: Yaşam , her zaman yeni sırlarla saklı olarak önümüzde durur ve yürümeliyiz.

Editör: Süper Baba'dan ne gibi hatıralar kaldı?

Jülide Kural: Güzel bir ekip çalışması .Ama bir TV dizisi için , olabilecek kalabalıkların sevgisi.

Editör: Bu dizinin bu kadar çok sevilip benimsenmesini siz nelere bağlıyorsunuz?

Jülide Kural: İyi oyunculardan kurulu bir ekip ruhu , ciddiyetle yapılan iş , her ayrıntısı özenle düşünülmüş senaryo birliği.

Editör: Size göre bir sanatçıda olması gereken özellikler neler?

Jülide Kural: Düşünebilmek ,hayatta ilişkilenmek ,soru sormak ve paylaşabilmek.

Editör:Süper Baba'nın kariyerinize ne gibi etkileri oldu?

Jülide Kural: Bu dizi ile daha geniş insan kitlesiyle tanışma ve tanıma şansım oldu.

Editör: Dizinin çekimleri için Çengelköy'ün seçilmesi sizce nasıl bir karardı?

Jülide Kural: Dizinin ruhuna uygun bir mekan olması nedeniyle iyi bir karardı.

Editör:Şevket Altuğ gibi usta bir oyuncunun son yapımı "Unutma Beni"deki şanssızlığı siz neye bağlıyorsunuz?

Jülide Kural:Doğru bir oyuncu kastı oluşturmamasının önemli bir etken olduğunu düşünüyorum.

Editör: Son olarak Süper Baba'nın Süper Ziyaretçilerine olan mesajınızı öğrenmek istiyoruz?

Jülide Kural:Yaşamdaki ayrıntılar önemlidir ve her şeye rağmen “Yaşasın Hayat”diyebilmek için hayata sahip çıkmak gerek.

O'nu Süper Baba'da Fiko'nun haylaz oğlu Alim olarak tanıdık.Dizinin sona ermesinin ardından kısa bir süre sonra Deliyürek'te İsa olarak karşımıza çıktı. Ve şu an halen yayınlanmakta olan Ekmek Teknesi adlı dizide Nusrettin Baba'nın çırağı Naim olarak her pazartesi sevenleriyle buluşuyor.Süper Baba'nın en büyük emektarlarından olan sevgili Eray Demirkol ile siz değerli ziyaretçilerimiz için gerçekleştirdiğimiz bu çok özel röportajımızı beğeneceğinizi umuyoruz.

Editör: Öncelikle Süper Baba'da oynamaya nasıl karar verdin? Bize bunun hikayesini anlatır mısın?

Eray Demirkol: İşin aslı böyle bir kararı ben vermedim.O yıllarda bir çocuk tiyatrosu grubuna dahildim ve çocuk oyunu oynuyorduk.Sahne direktörümüz beni bir sinema filminin deneme çekimine yolladı ve prosfesyonel anlamda ilk oyunculuk tecrübemi Memduh Ün'ün yönettiği "Zıkkımın Kökü" adlı filmde yaşadım.Daha sonra film İstanbul Film Festivali'nde yayınlandı ve Şevket Altuğ ile Kartal Tibet'ten dizi teklifi geldi böylece bu işe girmiş oldum.

Editör: Dizinin çekimleri haftada kaç gününü alıyordu?

Eray Demirkol:Net olarak hatırlamıyorum ama sanıyorum 2-3 günümü alıyordu ve büyük bir devam problemi yaşamıştım orta okul ve lisede.

Editör:Şevket Altuğ ve diğer dizi oyuncularıyla görüşüyor musun?

Eray Demirkol: Evet çok sık olmasa da Şevket Altuğ'u ve Sümer Tilmaç'ı arayarak hatırlarını soruyorum.Diğer oyuncu arkadaşlarımla da bir yerlerde mutlaka karşılaşıp eski günleri anıyoruz.

Editör:Süper Baba ile ilgili unutamadığın bir anın var mı?

Eray Demirkol: Süper Baba benim için bir hayal gibiydi çünkü yaşım itibariyle küçüktüm birçok şeyi hayal meyal hatırlıyorum;ama aklıma gelen çok belirgin bir anı yok şu anda.

Editör: Dizinin yayınlandığı dönemlerde dışarıdaki insanların sana tepkisi nasıldı?

Eray Demirkol: Ben onların evini her cuma ziyaret eden evlerinin minik oğlu gibiydim ve bu yüzden hiç kötü bir tepkiyle karşılaştığımı hatırlamıyorum.Genellikle insanlar ilgili ve sıcak yaklaşıyorlardı ben de aynı şekilde onlara cevap vermeye çalışıyordum.

Editör: 10 yılı aşkın bir süredir oyunculuk yapıyorsun.Bu süre içinde Şevket Altuğ,Osman Sınav gibi kendi alanında büyük başarıları olan kişilerle çalıştın.Bu kişilerin kariyerine ne gibi etkileri oldu?

Eray Demirkol: Ne zaman bu tarz bir soruyla karşılaşsam hep aynı cevabı veriyorum şimdi de öyle olacak.Büyük bir şansım olduğuna inanıyorum bu işle ilgili çünkü şimdiye dek hep iyi hocalarla çalıştım.Düşünsenize çocuksunuz ve o aklınızla "Şakir" dediğiniz oyuncuyla aynı settesiniz babanızı oynuyor ya da "Tarkan" diye bildiğiniz bir başka büyük oyuncu yönetmenliğinizi yapıyor.Bunlar benim için çok önemli ayrıntılardı tabi hayatıma dair ve onlardan bu işin nasıl doğru yapılması gerektiğine dair hiçbir okulda yıllarca da okusan sana öğretilmeyecek şeyler öğrendim.Bunun için şükran duyuyorum.

Editör: Kişiliğini ve sanatçılığını örnek aldığın kimse var mı?

Eray Demirkol: Bu işi iyi hakkıyla yapan bu işe gönül veren bu işte para kaygısı taşımayan her insana sonsuz bir saygı ve sevgi duyuyorum.Bu iş gönül işi hayatının sonuna kadar umduğun paraları belki kazanamayacaksın belki unutulup gideceksin bunlar işin en zor ve düşünülmesi gereken tarafları belki çok idealist bir şey olacak söyleyeceğim ama bu işi hakkıyla yapıp para kazanmamaya razıyım.Çünkü para bir amaç değil yalnızca bir araç benim dünyamın içerisinde…

Editör: Süper Baba'nın izleyiciler tarafından bu kadar sevilmesini neye bağlıyorsun?

Eray Demirkol: Süper Baba "biz"dik çünkü biz yani herkes bu ülke bu insanlar bu yaşamlar herkesin yaşamında mutlaka başına dizinin senaryosuna konu alan bir olay gelmiştir.İnsanların kendi yaşamlarından bir ya da duruma göre birden çok şey buldukları bir dizinin sevilmemesi olanaksız bana kalırsa.

Editör: Süper Baba'dan sonra Deliyürek ve halen devam eden Ekmek Teknesi'nde rol aldın.Bu üç diziden canlandırdığın karakterler arasında sana en yakın olan hangisi?

Eray Demirkol: Elbette ki Alim.

Editör: Süper Baba'da Aikido eğitimi alıyordun.Gerçekte de ilgilendiğin bir spor var mı?

Eray Demirkol: Futbol ile çok fazla ilgiliyim.Aşırı derecede koyu hatta fanatik bir Galatasaray taraftarıyım setim olmadığı zaman yağmur,kar,çamur demez mutlaka iç saha maçlarımıza giderim ve bütün stresi sinirimi orda bırakır gelirim.Kapalı tribünün ortasında 711. blok 53. sıra ve 340. koltuktayım Olimpiyat Stadı'nda beklerim. (Gülüyor)

Editör: En büyük hedefin ne?

Eray Demirkol: Öncelikle oyunculuğumu tabi ki geliştirip daha sonra kamera ya da sahne arkasına geçmek istiyorum.Hedefim iyi ve saygı duyulan bir rejisör olmak.

Editör: İleriye dönük projelerin var mı?

Eray Demirkol: Okulumu bitirdikten sonra yani 1,5 sene sonra şu an 3. sınıfta okuyorum.Şehir Tiyatroları sınavına girmek ve oraya devam etmek bu isteğim olmazsa ödenekli bir tiyatroda oyunculuğa devam edeceğim ve daha önce de söylediğim gibi en son hedef benim iyi ve saygı duyulan bir rejisör olmak.

Editör: Haliç Üniversitesi Tiyatro bölümünde öğrenim görmeye devam ediyorsun. Eğitim durumun nasıl gidiyor?

Eray Demirkol: Okulumu elimden geldiğince aksatmamaya çalışıyorum; ama tabi ki set ve okul arası mekik dokumak çoğunlukla yoruyor insanı ve bazen gücüm kalmıyor buna rağmen ikisini de bir arada yüzümün akıyla götürüyorum.

Editör:İnternet ile aran nasıl?

Eray Demirkol: Ben İnternet aşığı bir insanım okul veya sette olmadığımda sürekli bilgisayarım ve modemim açıktır.Icq,msn server üzerinden oyunlar,downloadlarla uğraşırım bilgisayar benim hayatımın olmazsa olmazlarından biri.

Editör:Eğer Oyuncu olmasaydın ne olmak isterdin?

Eray Demirkol: Bunu hiç düşünmedim ama madem ki sordun cevap vereyim.Bilgisayar mühendisi olmayı isterdim ya da iyi bir oyun programcısı.

Editör:Son olarak ziyaretçilerimize mesajın.

Eray Demirkol: Türkiye'de benim kanımca şu ana kadar yapılan yerli diziler içerisinde gelmiş geçmiş en iyi yerli dizi olan ve benim de bir parçası olmaktan her seferinde gurur duyduğum "Süper Baba" yı seven herkese dizinin sona ermesinin üzerinden geçen yıllara aldırmayan hala diziyle ilgili konuşan mesaj panosuna notlar yazan hatta merak edip bu notları okuyan "Süper Baba'nın Süper İzleyicileri"ne teşekkürlerimi sunmayı bir borç bilirim.

Babasının akıllı kızıolmak zordur.Evet Mine.Sadece Süper Baba evinin değil,hepimizin evlerinin küçük kızı.Yani Payende Çizmeci.O kocaman ahşap evin,en küçüğüydü.Bizlerle aynı yaşta olmalıydı.Yıl 90l'ardı, nedense hüzünle karışık zamanlardı.Biz bir masal izlerken, o ,o masalın en minik oyuncusuydu.Derslerini pekiyi ile geçen, ağabeyiyle, ablasını hatta zaman zaman annesini bile idare eden, babasının akıllı kızı Mine.Güzel resimler yaparken güzel bir dünya dilerdi.Hele babası resmini beğendi mi,ondan mutlusu yoktu,resimlerinde güneş hep sol köşeden ışıl ışıl parlar,çocuklar güler,bulutlar mavi mavi uçuşurdu.İlerilerde bir ev görünürdü,hani kırmızı çatılı,bacası tüten.günler güzeldi.o daha küçücüktü,dünya kirlenmemişti.Sonra zaman zaman büyüdü Mine.Ama büyüdükçe gözleri değişenlerden olmadı.Aradan 9 yıl gibi çok uzun bir süre geçti.Belki de bizler o masaldan geriye kalanlardan en çok onu merak ettik.Ama artık Mine'yi ortaya çıkarmayı başardık.Sahi Mine,resimlerindeki güneş hala sol üst köşeden bize gülümsüyor mu?

Editör: Dizinin sona ermesinin ardından 9 sene gibi çok uzun bir zaman geçti.Bu süre içinde birçok kişinin de merak ettiği bir soru vardı.Bu kadar zaman Mine yani Payende Çizmeci neden hiç ortalıklarda gözükmedi.Seni Süper Baba'dan sonra bir daha göremememizin sebebi nedir Payende?

Payende Çizmeci: Süper Baba'da oynarken ilkokuldaydım. Derslere giremediğim günler, okula gidemediğim günler çok olmuştu. İlkokuldayken bu beni fazla etkilemediyse de, ortaokul ve lisede olumsuz etkileneceğimi düşünerek derslerime eğilmeye karar verdim. O zamanlar bale, piano, okul ve dizi çekimlerini bir arada yürütebiliyordum fakat ortaokul ve lisede derslerin yoğunlaşmasıyla birlikte hayatımda daha önceliğe sahip olan şeye yani eğitimime eğilme kararı almıştım.

Editör: Süper Baba gibi ekran klasiğinin en büyük emektarlarından birisisin.Bu dizide kendine nasıl yer bulduğunu hatırlayabiliyor musun? Bunun hikayesi nedir?

Payende Çizmeci:Dizinin görüntü yönetmeni Erdoğan Engin ve Sevgi Engin yakın aile dostumuzdur. Bir gün hep birlikte otururken böyle bir projeden bahsetti Erdoğan Engin, daha sonra o role benim uygun olabileceğimi düşündü. 1-2 hafta içerisinde görüşmelere başladık, daha sonra kendimi dizinin içinde buldum zaten.

Editör:Süper Baba'nın yayında olduğu zamanlarda dışarıdaki insanların sana olan tepkileri nasıldı?

Payende Çizmeci: Süper Baba halka çok yakın bir diziydi, halkın uzak olduğu bir hayatı değil halkın ta kendisini anlatıyordu. Bu yüzden insanlar bana hep kızları gibi yaklaştı, her zaman çok olumlu ve sevecen yaklaşımlar aldım.

Editör:Fiko,Nihat,İpek,Alim,Mine ve diğerleri.Hepsi evlerimizin bireyleri gibiydiler.Onları bu kadar sevmemizin nedeni sence neydi?Neden bu kadar çok bağlandık onlara?

Payende Çizmeci: Önceki cevabımda da bunu açıkça belirttim. Fiko, Alim, Zeynep, Mine, Elif ve herkes halktan birileriydi. İnsanların sadece imrenerek izlediği bir dizi değil kendini bulduğu, hayatıyla benzerlikler kurduğu, hatta bir takım dersler aldığı bir diziydi. Halkın diziye ve oyunculara bağlanmasının en önemli sebeplerinden biri bu bence. Aynı zamanda gerek senaristin, gerek oyuncuların, gerek kamera arkasındaki ekibin kalitesi ve içtenliği de önemli bir sebep.

Editör: Henüz 90'lı yılların başlarında yani 2000'li yıllara uzak olduğumuz bir dönemde Süper Baba hayatımıza girdi.Diziyle 90'lı yıllarda değil de şu an içinde bulunduğumuz dönemlerde tanışmış olsaydık sence aynı değeri bugün görebilir miydi?

Payende Çizmeci: Bence görürdü, bu konuda belki çok objektif yorum yapamam ama bence Süper Baba gibi bir dizi gelmedi bunca yıl, tekrarları gösterildiğinde herkes ekran başına koştuğuna göre, dizi bugün yayınlansa bugün de aynı ilgiyi, sevgiyi uyandırırdı.

Editör: Henüz çocuk yaşlarda Şevket Altuğ,Sümer Tilmaç gibi birçok usta sanatçıyı tanıma fırsatı buldun.Böyle kişilerle aynı amaç için birlikle çalışmak senin için nasıl bir duygu?

Payende Çizmeci: Çok çok güzel bir duyguydu. Belki çoğu kişinin hayalini kurduğu bir şeydi. Profesyonel oyunculuklarının dışında da onlar benim için çok önemli insanlar, bana oyunculukla ilgili, hayatla ilgili pek çok şey öğreten insanlar. Hayatımdaki yerleri kesinlikle tartışılamaz. Diziden sonra bunca zaman geçmesine rağmen onlarla kopmuş değilim.

Editör: Dizide Fiko'nun küçük kızı Mine olarak sence Fiko nasıl bir babaydı? Bize bunun tanımını yapabilir misin?

Payende Çizmeci: Fiko, sadece 3 çocuğunu mutlu ve rahat ettirmeye çalışan, bu sırada pek çok zorluklarla karşılaşan, ama çocuklarını mutlu, rahat görebilmek için her şeye göğgüs geren bir babaydı.

Editör: Süper Baba'ya dair unutamadığın anıların var mı?

Payende Çizmeci: Nasıl olmaz? 4 senem geçti bu diziyle. Sabahlara kadar uykusuz kaldığım, gözlerimi açık tutamadığım günler olurdu. Fakat o kadar keyifli geçiyordu ki her şey, o yaşta o kadar yorgunluk bile beni geri çekmemişti. Her şey çok güzel ve özeldi.

Editör:Dizinin yayınlandığı dönemlerde çok küçük yaşlarda olsan da mutlaka tekrar yayınlarını takip etmişsindir.Genel olarak düşünürsek hatırlayıp hüzünlendiğin veya sevindiğin sahne veya sahneler var mı?

Payende Çizmeci: Bir bölümün bütün senaryosunu okusam da, çoğu çekimleri izlesem de, tv'de izlediğim an bambaşka duygulara bürünüp hüzünlendiğim çok olmuştu, fakat çok küçüktüm dolayısıyla hatırlamam çok güç. Bu yüzden tam somut bir örnek veremeyeceğim.

Editör: Mine'yi kendi sesinle mi canlandırdın?

Payende Çizmeci: İlk başta yapamam diye düşündüm ve ilk 3 bölüm kendi sesimi kullanmadım, fakat televizyonda izlediğimde kendi bedenimden başka bir ses çıkması hoşuma gitmedi ve dublajı da kendim yapmaya karar verdim ve sonuna kadar dublajı da kendim yaptım.

Editör: Bir de anket köşemizden bir soru yöneltmek istiyoruz.Sence Fiko kiminle muradına ermeliydi?

Payende Çizmeci: İpek (Gülüyor)

Editör: Her geçen gün insanlar arasındaki sevgi,saygı,aşk gibi kavramların biraz daha basitleştiği günümüzle, 90'lı yıllar arasında bir fark görebiliyor musun?

Payende Çizmeci: Bu konuda sağlıklı bir yorum yapmam güç çünkü 90'lı yıllarda çok küçüktüm.Ama filmlerden ve duyduklarımdan yola çıkarsam, bana öyle geliyor ki insanların arasındaki bir takım saygı duvarları yıkılmış, çoğu tabu asılmış durumda, kısaca diyebilirim ki, ilişkiler biraz dejenereleşmiş.

Editör: "Süper Baba Film Müzikleri".Türkiye'de yapılan ilk film müzikleri albümü ünvanına sahip.Dizinin müzikleri hakkında neler düşünüyorsun?
Payende Çizmeci: Dizinin müziklerini hâla dinlediğim oluyor, hatta çevremde hâla dinleyen kişiler de biliyorum. Gerçekten güzel ve anlamlı bir çalışmaydı. 

Editör: Şu anda neler yapıyor ve nerede yaşıyorsun? Bize birazcık kendinden bahsedebilir misin?

Payende Çizmeci: Şu anda Koç Üniversitesinde 3. sınıf öğrencisiyim. Uluslararası İlişkiler bölümünde okuyorum.

Editör:İsminin anlamını öğrenebilir miyiz?

Payende Çizmeci: İsmimi çok tanımak isteyip tanıyamadığım babaanemden almışım. Payende,"dayanak" demek. Bir sorun, bir dertle karşılaşıldığında derman olabilecek yardım edebilecek kişi.

Editör:Bugüne kadar profesyonel anlamda oyunculuk eğitimi aldın mı?

Payende Çizmeci: Profesyonel olarak bir eğitim almadım.

Editör:İçine sinen bir televizyon yapımı teklifi için yeniden sevenlerinin karşısına çıkar mısın?.

Payende Çizmeci: İçime sindiği sürece, seve seve

Editör:Günümüz dizileri hakkında neler düşünüyorsun? Beğeniyle takip ettiğin diziler oldu mu?

Payende Çizmeci:Pek fazla dizi tutkunu olduğumu söyleyemem. Ama en son çok beğenerek bütün bölümlerini izlediğim diziler Çemberimde Gül Oya ve Avrupa Yakası.

Editör:Hayattaki asla vazgeçemem diyebileceğin şeyler vardır mutlaka.

Payende Çizmeci: Ailem,dostlarım,sağlığım.

Editör:Son olarak sana teşekkür ediyor. Süper Baba severleri biraraya getirmek ve Süper Baba'nın unutulmamasına bir nebze de olsa katkıda bulunmak için var olan sitemiz hakkındaki düşüncelerini almak istiyoruz.

Payende Çizmeci:Sitenizi görmek beni çok çok mutlu etti.Benimle kontağa geçip röportaj yapmamıza da çok mutlu oldum. Süper Baba unutulup gidecek bir dizi değildi bence. Unutulup gitmediğini de sizin ilgilerinizden anlamış oldum. Ellerinize sağlık teşekkür ederim.

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !